Madalyasız Kent Samsun
Bu Sitede Ara

Hakkımda

Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşu yolunda ilk adımın atıldığı, Ulu Öndere ilk desteğin verildiği, o günlerin en zor durumda olan ili Samsun.



wowturkey.com
Samsun Fotoğraf Arşivi
Ziyaret Ediniz



Bağlantılarım

* Ana Sayfa
* Profilim
* Arşiv

Kategoriler




LİNK

samsun01
samsun02
samsun03
samsun04
samsun05
samsun07
samsun09
Kent Kültürü


Samsun başka kentin uydusu mu?


Samsunsaat3198


 

 

Gönüllerimizde yıllardır yatan müthiş bir rüya gerçek arası karışık bir duygu. Hemşerilerimize baktığımızda Samsun sevdasının hiç sönmediğini, Samsun aşkının hiç bitmediğini görürüz. Bu aşkın yıllardır devam ettiğini görürüz.

 

Evet görürüz de her ne hikmetse Samsun sosyal, kültürel ve ekonomik olarak hiçbir Samsunlunun arzu ettiği yerde değil. Hani bir söz vardır “Sevdiğimin en berbat hali bile bana dünyanın en güzel halidir” diye mi sevdik samsunumuzu yoksa.. Ya da bizler Samsun’a sevdalıyken Samsun'da yaşayan birileri başka yerlerin sevdasından yanıp tutuşarak Samsun’a ihanet mi etti.

 

Geçen gün bazı dostlarımı Samsun'da ziyarete gittim hoş sohbet ve muhabbetler arasında en önemli sohbet konumuz Samsun'un ekonomik sosyal ve kültürel yapısıydı. Konuşuldu konuşuldu.. konuşuldu.. Yürekler bir, söylemler bir, düşünceler bir. Tek bir hedef var o da Samsun’un bir an önce ekonomik olarak gelişmesi kalkınması.

 

Samsun Karadeniz’in incisi, Samsun 19 Mayıs Kenti..samsun Milli Mücadelenin Başkenti.. Yıllardır Samsun üzerine oynanan kirli oyunlar, açılan gizli tezgahlar..

 

Samsun’dan 19 Mayıs Üniversitesini şöyle cımbızla tutun bir kaldırın bakalım geride ne göreceksiniz..İçi boş bir Samsun..Hiç düşündünüz mü? 19 Mayıs Üniversitesi'nin Samsun’a neler kattığını? Profesöründen temizlik görevlilerine kadar yaklaşık 3 bin personel görev yapmakta ve yine yaklaşık 35 bin öğrenci okumakta bunların ekonomik olarak getirisini bir düşünün.. Tabi bunun yanında birde Üniversitenin yıllık bütçesini düşünün.. Samsun’a ekonomik olarak getirisini tahmin edebilirsiniz..

 

Şimdi az önceki sözümüze geri dönelim.. Kaldırın, alın çıkartın Samsun’dan Üniversiteyi geriye ne kalacak.. İçi boş bir Samsun.. Sanayi imalat üretim noktasında Samsun'un kaybettiklerini bir düşünün? Yıllardır Samsun'da var olan Bölge Müdürlüklerinin nasıl Samsun'dan başka yerlere gittiklerini düşünün.

 

Samsun sağlık kenti olacakmış.. Olsun efendim olsun itirazımız yok buna.. Ama dikkat özel sağlık kuruluşları.. Samsunlunun cebinden alır,Samsun’a yatırım olarak istihdama yönelik olarak geri dönmez. Çalışacak kadrolardaki sayı ve nitelik bellidir.

 

Samsun’a yatırımcı istiyoruz. Samsun’da istihdam istiyoruz. AK Parti İl Başkanı Sayın Adem GÜNEY’in açıklamalarını takdirle karşılıyorum. Bu güne kadar Samsun’a gelen yatırımcılar bir şekilde birileri tarafından engellendi. Artık bu engellemeler kalksın. Birilerinin tekeli Samsun’da artık kırılsın. Samsun tüm ilçeleriyle bir bütündür. Ve Samsun koskoca bir il’dir. Başka bir kentin uydusu değildir.

 

Karadeniz’e bakıyorum Trabzon, Ordu, Giresun, Rize, Artvin, Sinop kalkınmada öncelikli bölge kapsamındaydılar bir tek Samsun aralarında yok..Neden? Eğer Samsun bu kapsamda olursa yatırımcılar diğer illere yatırım yapmazlar Hep Samsuna gelirler.. Samsun’un bu kapsama alınmayışı ile ilgili çok farklı tezgahlar kurulduğunu ve oyunlar oynandığını görebiliyoruz.Hatta Samsun’un bu kapsama alınmaması ile ilgili saydığımız İllerin yetkili ve etkili isimleri Milletvekilleri ile birlikte Ankara’nın yolunu arşınlayarak baskı kurduklarını da biliyoruz.

 

Bu konuda hakikaten geçmişte garip ilişkiler yaşanmış Samsun’da… Hatta dillerde dolanan kapalı kapılar arkasında konuşulanlardan en ilginci ise, Samsunun gelir seviyesini, ekonomik durumunu bankalar birliğinde yüksek gösterebilmek adına bahsettiğimiz illerdeki bazı yatırımcılar paralarını Samsun Bankalarında tutmuşlar o dönem. Dilerim herkes aklını başına alır. Başkan GÜNEY’e bu konuda tüm Samsunluların, Samsuna gönül verenlerin destek vermesini bekliyorum. Yeni çıkartılan teşvik yasasından her ne şeklide olursa olsun Samsun’un en iyi şekilde faydalanmasını istiyoruz. Samsun dışında Samsun Sevdalılarının da bir araya gelerek Ankara’da İstanbul’da güçlü lobiler oluşturmalarını arzu ediyorum.

 

Değerli dostlar; Samsun’da 29.ncu Uluslararası Halk Dansları festivali düzenlendi. Yazılı basından takip ediyoruz ama ya görsel medyada… İşte burada durmak istiyorum. Uzun zamandır gerçekleştirilen bu festival ulusal Tv kanallarında veya uydudan yayın yapan Tv kanallarında maalesef yok.. İzleyemedik.. İzleyemiyoruz..

 

Karadeniz’de veya ülkemizin başka İllerinde baktığımızda buralardaki uydudan yayın yapan TV’ler bölgeleri ile ilgili gerekli yayınları yapıyorlar. Neden bu Festival Samsun’un uydudan yayın yapan Tv kanalında yayınlanmadı? Karasal yayındaki programı sadece Samsun merkezdekiler izleyebiliyor..

 

Peki Samsun'un diğer ilçelerindekiler, Samsun dışında yaşayan Samsunlular.. Festivale katılan ülkeler… Festivale katılan Halk Dansları Topluluklarının aileleri.. Kültür buluşmasını gerçekleştiren Ülkelerin Kültür ve Turizm elçileri… Bunlar izleyebildiler mi koskocaman bir hayır. Tüm Türkiye ve Dünya bu festivali izleyebildiler mi? Yapılan etkinliklerde amaç hâsıl oldu mu? Bir Samsunlu olarak bu etkinliği televizyon ekranında izlemek isterdim.. Karasal yayındaki olay aynen şu “Kendin çal kendin oyna”.. Samsun Merkezdekiler bir şekilde bir akşam olmazsa başka bir akşam bu etkinliklere katılır izleme imkanı bulur. Ama ya dışarıdakiler. Tabi bunun birde tanıtım reklam bölümü var ki o apayrı bir konu.

 

Değerli dostlar; Samsun'un uydudan tüm dünyaya açılan bir penceresi bir kapısı var..Bunu tüm Samsun çok iyi değerlendirmelidir.Çok iyi kullanmalıdır. Biz Bizi biliyoruz (Ne kadar bildiğimizde su götürür ya)Bizi dışarıdakiler tanısın ve bilsin.

 

Samsun başka bir kentin uydusu değildir beyler.İster Samsunlu olun isterseniz başka yerlerden gelip Samsun'da yaşayın..eğer Samsun'da çalışıyor,Samsun'da kazanıyorsanız Samsun'u sevmeniz, Samsun'a sevdalanmanız gerekiyor.. Bu konuda yazılacak söylenecek o kadar çok şey varki.. Samsunlu dolu bu konuda…Kabına sığmıyor.. Ama yüksek sesle de kimse seslendiremiyor.. Birde bu birebir sohbetlerde söylenenler konuşulanlar yüksek sesle her yerde konuşulmaya başlanırsa.. Siz o zaman görün Samsun'da neler olacağını… Sessiz çoğunluğun sesine birileri artık kulak vermeli Samsun’da… Meydanlar eskisi gibi o kadar boş değil..

 

Bafra, Çarşamba, Alaçam, Terme, Havza, Vezirköprü, Kavak, Ladik, Atakum, İlkadım, Canik… Buralarda yaşayanlar Samsunlu..

 

Samsunlu olmak Samsun'da yaşamak bir ayrıcalıktır. Samsunluluk bilinç ve şuurunun tam olarak yeşermesi güçlenmesi yerleşmesi dileklerimle,

 

Sevgi ve saygıyla kalın,Hoşcakalın..Allah(C.C)’a Emanet Olunuz..

 

/Osman ÇETİN

 

http://www.gazetekolik.net/yazar.asp?yaziID=2974


Tarih: 15:22, 7/9/2009 Kategori: Politika
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Amisos ve Amazon




 

Bu merak, Atatürk'ün Milli Mücadele'de ilk ayak bastığı Samsun'da. Defalarca yazdığımız halde, Bu merak, büyük bir gayretle devam edip gidiyor. Önce, Amisos Hazineleri ile başladılar. Terazinin bir kefesine hazineleri, diğerine Selçuklu Türklerinden ismini alam Samsun'u koydular. Ardından Amisoslar sıralandı: Amisos Salonu, Amisos Hotel, Amisos Tiyatrosu, Amisos Hazineleri, Amisos Dondurması, Amisos kartvizitleri, Amisos İmsakiyeleri, Amisos Cafe, Amisos Fenerleri, Amisos Cafeterya, Amisos Restaurant, Amisos Card, Amisos kuaför...

 

Ve; tarihin hiçbir döneminde hiç bir coğrafi ad olmayan özbeöz Türk mekanına Yunanca bir ad verilerek "Amisos Tepesi " denildi. Bu dönemde ve öncesinde, burada Türk asıllı Hititler, Gasga/GASGASLAR, Kimmerler de yaşamışlardır. Milletli kolonist Amisosların öne çıkarılmasının sebebini hala anlayabilmiş değiliz.

 

Yine, Samsun'da, bir de Amazon salgını alıp yürümüştür.(Bu hususları Samsun basınında ve televizyonlarında defalarca dile getirmemize rağmen, durtum hızla devam etmektedir.) nedir bu Amazon(lar)? Kimlerdir?

 

Yunanlı tarihçi Heredot'un bahsettiğine göre, Sinop ile Trabzon arasında yaşamışlardır. Genç kızlık dönemlerine sağ alt memelerini dağlatırlar, büyümesini önlerler ve böylece iyi ok, mızrak veya kılıç kullanmalarını sağlamışlardır. Savaşçı imiş ve bilhassa, civardaki erkeklere saldırırlar, onları esir alırlar, ya tarlalarda çalıştırırlar veya onları çoğalma/üremede kullanırlarmış. Bu Amazonların erkeklerinin adları-şanları mevcut değil. Kendilerinden hiçbir emare de mevcut değil. Peki, öyleyse, Samsun'daki bu amazon hevesi nedendir? Bakınız Samsun'daki Amazon'lara: Amazon Trabzon ekmeği (Ne alakası var demeyin? Kültür tahribatının derecesini lütfen görünüz.) Amazon köyü, Amazon Festivali, Amazon Köfte, Amazon pide, Amazon bar, Amazon eğlence merkezi, Amazon Center, Amazon Balo Salonu, Amazonlar diyarı Terme, Amazon parkı, Amazon heykeli, Amazon Kadınlar.

 

Amazon parkı ve Amazon heykeli ile Amazon Kadınlar çok yeni. Şöyle:

Samsun Büyükşehir Belediye Başkanlığı bir ihale açmış. Adı: "Batıpark rekreasyon alanı Amazon parkında yapılacak Amazon heykeli kaidesi yapımı." Yani, yine, tarihte bir coğrafi ad olarak bulunmayan bizim coğrafyamıza, yine bir yunanca isim: Amazon parkı ve bizim paramızla, bir yunanlı savaşçı kadının heykeli. Hani biz, hoşgörü ve sevgi timsali idik? Elin savaşçı kadınının bize sembol ve öncü olması mı gerekiyor? Eğer Prof. Turhan'ın 'Ayırt edeni' ile Arvasi'nin 'Milli Kültür Daireleri'nden habersiz iseniz böyle olur.

 

Kimdir bu Amazonlar? Mesela, Çanakkale'de, Erzurum'da vs... cephane taşıyıp erkeğine destek olan, oğlunu 'Kınalı Kuzu' yapan Türk anası mı? Nene Hatun, Şerife bacı, Gülbahar hatun mu? Haşa! Bizim erkeğimizde kadınımızda mağduru korur ve mecbur kalmadıkça savaş yapmaz.

 

Bu hususta bir başka şehrimizden bir gazete haberi sunalım: ''Suya tutunan şehir Sinop'' efsanevi kadın savaşçılar Amazonların şehri Sinop eksenindeki bu turun rotasında Türkeli... '' Samsun'daki Amazonlar bunu kıskanır mı acaba?

 

Peki, Samsun'daki "Amazon Kadınlar" neyin nesidir diyebilirsiniz. Söyleyelim: Samsun'da yayınlayan Samsun'un Alaçam İlçesi Umutlu Köyü'nde kadınlar demir dövüyor ve geçimlerini böylece sağlıyorlarmış. İşte, bu demir döven kadınlar haberci "Amazon Kadınlar" diyor. Sizce, bu ifade, Umutlu Köylü kadınlara bir iftira değil midir?

 

Bu noktada bir soru soralım kendimize: Amasya'nın elması, Diyarbakır'ın karpuzu, Malatya'nın kayısısı, Trabzon'un hasır bileziği, ekmeği, Giresun'un fındığı, Antep'in baklavası, fıstığı, Çorum'un leblebisi, Adana'nın kebabı, Sivas'ın kilimi, halısı, yine Hereke'nin, Bünyan'ın halısı, Rize'nin çayı, İnegöl'ün - Akçaabat'ın köftesi, Kayseri'nin Pastırması, Kahramanmaraş'ın dondurması, Anzerin Balı... vardır da Samsun'un nesi vardır?

 

Cevap: Amisos'u ve Amazon'u!

 

Giresun'a batı'dan girişteki 'Kerasus odabaş dinlenme tesisleri' ile ilçesi Tirebolu'ya yine batı'dan girişteki tabeladaki 'Tri Polis Restaurant' yazıları, onların demirbaşları!!

 

Şimdi de, bu hususta kulağımıza küpe olacak iki ibret verici husustan bahsedelim:

 

Birincisi: ''Şimdi Çinlilerin'' 'Şincang' (sinkiang), yani "yeni kazanılmış toprak" adını verdikleri Doğu Türkistan, bütün Türklüğün "ata-yurdu" olup Orta Asya'nın en verimli toprak parçasıdır. Doğu Türkistan, iki milyon metrekare genişliğinde, üzerinde, Hun, Göktürk, Karahanlı, Uygur, Timur İmparatorluklarının kurulduğu; büyük Türk kültür ve medeniyetinin yoğrulduğu ve şu an bağrında otuz milyon Müslüman Türkü barındıran mukaddes bir Türk yurdudur. Türk Âleminin medarı iftiharı olan nice Türk büyüğü, ilim ve fikir adamı burada yetişmiştir. "Divan-ı lügat-ül Türk" kitabının yazarı Kaşgarlı Mahmut, "Kutadgu Bilig'in yazarı Yusuf Has Hacip, İlk Müslüman-Türk Hakanı Abdülkerim Satuk Buğra han ve daha niceleri ile birlikte Doğu Türkistanlılar.

 

Çinliler, bizim ismi olan vatanımızın ismini değiştirirken, bizim olmayan bir ismin Yunancasını kendi vatanımızın coğrafyasına isim olarak koymakla ne yapmak istiyoruz?

 

İkincisi: Emekli Derleme Müdürü M. Türker Acaroğlu ile Gazeteci Halil Delice'nin yaptığı mülâkat da ibretlerle dolu: Balkanlar'da Türkçe yer Adları Kılavuzu adlı kitap yazan Acaroğlu, bu hususta şunları söylüyor: "Yer adları bir ülkenin tapu senedidir. Balkanlardaki Türkçe yer adları, kültürel, tarihî kimliğimiz, medeniyetimiz ve görüşümüzün ifadesidir." Acaroğlu şöyle devam ediyor: "Avrupa'da 500 yıl kaldıktan sonra, buraları terk etmek mecburiyetinde kaldık. Geride binlerce medeniyet eseri ve bizim dünya görüşümüzü, kültürümüzü, insanlık anlayışımızı anlatan, dağa, taşa, ırmağa, pınara, ormana, köyden şehre yerleşim alanlarına verdiğimiz isimler bıraktık. Ne yazık ki bunlar, bıraktığımız gibi kalmadı. Binlerce tarihi eserden ancak bir elin parmakları kadar ayakta kalabildi, isimler ise değiştirildi. O topraklardan göç edenlerin torunları, isimlerin değişmesi, bugünkü isimlerin bilinmemesi sebebiyle ata yurtlarını görmekte zorlanıyorlar."

 

Evet; başkaları; bizim isimlerimizi siliyor, fakat ne yazık ki biz, bizleri tarih boyunca, bu coğrafyadan-Anadolu'dan atmak, bütün izlerimizi silmek isteyenlerin izlerini yeşertmek, mekânlarımızı- maalesef onların isimleriyle donatmakla meşgulüz. 

 

/ M. Halistin KUKUL

http://www.halkgazetesi.com.tr/author_article_detail.php?id=3839


Tarih: 23:37, 16/6/2009 Kategori: Haber
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Samsun'u Yok Edenler


Artık beylik laflar haline gelen, Samsun’un sosyal ve ekonomik anlamda geri kalmışlığının nedenlerini araştırmak için Üniversitelerde tez çalışmaları yapmak gerekmez. Kenti yönetenler profilindeki kişilerin ehliyetsizlik ve becerisizlikleri, siyaseten tükenmişlik, “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” mantığı ile suskunluk, şehir kulübü, balıkçı Fevzi ve Saadettin gibi balıkçı restoranlarının mezeleri arasında kaybolan laf salatalarından öteye geçmeyen dedikodular, ve sonuçta size işte bugünkü Samsun silueti.


Genel Ekonomik yapımıza bir bakalım. Şu an cebimizde Milli gelirimizin bir yıllık gelirinin % 13’ü kadarını cebimizde plastik patlayıcı bomba olarak taşımaktayız. Bankaların vermiş olduğu kredi kartlarının toplam limiti 2007 yılı verilerine göre tam 82 milyar yani eski para birimi ile 82  katrilyon. Evet yanlış okumadınız. Bu limitin 27.6 milyarı TL.si kullanmış. Yani şu an vatandaşın cebinde yaklaşık 55 milyarlık harcanabilir nakit bulunmakta. Yani bir nevi fünyesiz ekonomik tahrip kalıbı ceplerimizde.  Bir kredi kartından para çekilerek diğer kartlar kapatılıyor. Faiz sarmalı ülkeyi sarmış. Elbette Samsun’umuzu da.

 

Samsun’u anlatırken neden birden konuyu değiştirerek kredi kartları mevzuuna girdik diye soracak olur iseniz; Samsun’daki banka şubelerinin önünden geçtiğinizde anlayabileceksiniz. Bankaların camından gördüğünüz kalabalık Samsun’un ticari hareketliliğinin bir göstergesi değil, aksine kredi kartının ancak asgarisini ödemek için sıraya giren insan kuyruğu olduğuna şahit olacaksınız.

 

Bu kent ne yazık ki ekonomik krize 2 can vermiştir. Kendi hayatına kast etmek noktasına gelen 2 hemşerimizin, bu noktaya gelmesinde bizlerin hiç mi suçu yoktur. Şehri emekliler şehri haline getirenler, belirli mevkileri işgal ederek kendilerini bulunmaz hint kumaşı olarak görenler, bir daha ve bir daha seçilebilmek adına türlü atraksiyonlara giren beyler ve bayanlar.  Üniversitelerde okumak amacı ile şehirden ayrılıp ve bir daha dönmeyen gençlerin, kenti en çok suç işlenenler sıralamasında ilk sıralara yerleşmesine neden olanların, doğayı katletmek bahasına Santrallerin kurulmasına tepki göstermeyenlerin, Teşvikli il-Cazibe Merkezi-Kalkınma Ajansı gibi varsayımlar ile Samsun’u uyutanların Samsun’u temsil etmek gibi bir misyonu olamaz.

 

Bulunduğunuz mevkilerde Samsun’a bir şey vermediğiniz için ısrarcı olmanız halinde, Samsun’a en büyük haksızlığı yapmış olacaksınız. 19 Mayıs kimliğini dahi yeterince ortaya çıkaramayan bir mantalitenin bugüne kadar yapamadıklarını gelecekte yapmaları beklenemez. Makamda bulunanlar; ben buradan ayrılırsam burası batar, yerimi kimse dolduramaz, aday dahi çıkmaz gibi serenadlar ile kendinizi avutmayın.

 

Bir hafta öncesine kadar yaklaşan STSO seçimleri için aday adı telaffuz edilmiyordu. Ancak dün Salih Zeki MURZİOĞLU, değişim isteyen sanayicilerin adayı olduğunu ifade ederek meydana çıkmıştır. Demek ki aday çıkabiliyormuş. Kazanır veya kazanmaz bu ayrı bir konudur. Buna elbette meclisler karar verecektir. Ancak “benden başka hiç kimse yok” veya “kimse bu işi evirip çeviremez” mantalitesi yanlıştır. Yenileşmekte fayda vardır.  Sonuçta Ancak bir makamda 20 yıl kalıpta o şehre ticari anlamda hiç bir şey verememiş iseniz, tekrar aday olmak gibi bir isteri girdabına kapılmanın izahını yapmak güçleşir.

 

Dolaysiyle, Samsun adına makamları işgal ederek, Samsun’un bugünkü profilinin oluşmasında rol oynayanlar, hangi mevkide bulunursanız bulunun, eğer Samsun’u seviyorsanız, eğer gerçekten milletçi duygulara sahip olarak ülkenizi seviyorsanız, tüm siyasileri de yanınıza alarak el ele çekilin ve gidin. Gidin ki, yaşanabilir, müreffeh ve mutlu bir Samsun’u yeniden inşaa edelim. İnsanlarımız bankalarda kredi kartı borcunun asgarisini ödeme kuyruklarında değil, ellerindeki projeler için kredi veznelerinin önünü işgal etsinler. Emniyet Müdürlüğünde görev yapan polis arkadaşlarımız can sıkıntısından oturup tavla oynasınlar. Cezaevlerimizdeki gardiyanların sayısı mahkûmlardan daha çok olsun. Çocuklarımız ise emzikleri ağzında iken bile İngilizce kelimeleri mırıldansın. Sizler bu zihniyete sahip olduğunuzda inanın Samsun için her şey daha kolay olacaktır. Emekliler şehri haline getirdiğiniz Samsun’da emekli olarak rahat yaşayabileceğinizi de unutmayın.

 

/ Süleyman SALUR

http://www.halkgazetesi.com.tr/author_article_detail.php?id=3951


Tarih: 22:15, 2/3/2009 Kategori: Politika
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

OMÜ'den Mobil Santral Tepkisi


Ondokuz Mayıs Üniversitesi Rektör Danışmanı Prof. Dr. Nazmi Polat, tüm Karadeniz ve Orta Anadolu'ya gıda ambarı olabilecek potansiyele sahip Samsun'a birçok ülkeden kovulmuş petrol ürünlerinin çöpü ile çalışan mobil santrallerin kurulmasının yanlış olduğunu belirterek, "Yeni kurulması planlanan termik santrallerin faaliyete geçmesi halinde, insan ve çevre katliamı olacaktır" uyarısında bulundu.

 

Dost Eğitim, Kültür ve Sosyal Yardımlaşma Derneği'nin 'Yaşanılabilir Bir Samsun' projesinin eğitim çalışmaları kapsamında düzenlenen seminerde konuşan Ondokuz Mayıs Üniversitesi Rektör Danışmanı Prof. Dr. Nazmi Polat, Samsun'un Türkiye'de hiçbir şehre nasip olmayan 2 büyük ırmağın hayat verdiği 2 büyük ovaya sahip olduğunun altını çizdi. Bafra ve Çarşamba ovalarının sadece Samsun'a değil tüm Karadeniz ve Orta Anadolu'ya gıda ambarı olabilecek potansiyele sahip olduğuna vurgu yapan Prof. Dr. Nazmi Polat, "Ne yazık ki birçok şehirden kovulmuş terk edilmiş, teknolojinin kalıntısı petrol ürünlerinin çöpü ile çalışan mobil santraller Samsun içme suyu kaynağının ve Çarşamba Ovası'nın merkezine yangından mal kaçırırcasına yerleştirilmiştir. Şehrin tepkisiyle üretmeden para kazanmaya başlayan bu kurum enerji ihtiyacımızın artmasıyla kandırılan insanımız alıştırıldıktan sonra çalışmaya başlamış, böylece 50 kilometre karelik bir alan bacadan çıkacak asit yağmurları tehlikesiyle baş başa kalmıştır" dedi.

 

YENİ TERMİK KATLİAM YAPAR

Mobil Santralin Samsun'a içme suyu temin eden Çakmak Barajı ve arıtma tesislerine çok yakın mesafede olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Polat, “Kirlenmiş kaynak suyunu içen insanlar bu kirlilikten etkilenirler. Asit yağmuruna maruz kalan çiftlik hayvanları ve insanlarda solunum sistemi hastalıkları ve solunum güçlüğü gibi belirtiler şekillenir. Bu değişiminden iç organlar, sindirim sistemi, akciğer ve üreme sistemi etkilenir. Bu kimyasallar ete, süte, yumurtaya ve bala nüfuz ederek insan tüketiminde sakıncalı bir hal alır" şeklinde konuştu. Mobil santralin bulunduğu bölgede insan sağlığı ve çevreyi etkileyen yüksek risk faktörü tespit edildiğini kaydeden Prof. Dr. Polat, elde edilen sonuçlar nedeniyle acil önlem çağrısı yapıldığını hatırlatarak, "Yeni kurulması planlanan termik santrallerin faaliyete geçmesi halinde, yüksek kirlilik doyum oranı nedeniyle insan ve çevre katliamı olacaktır" açıklamasında bulundu

 

İNSANA KARŞI GİRİŞİLEN İHLAL

Yeşilırmağın Samsun sınırları içinde kalan bölümünde tarımsal arazilerde kullanılan kimyasal gübrelerin bilinçsiz kullanımı ile kirlilik oranının çok ciddi miktarda arttığını kaydeden Polat, "Gerek sulama kanallarına karışması ile gerekse de taban suyu yüksekliği nedeniyle özellikle yağışlı havalarda doğrudan veya dolaylı olarak alıcı ortamlara karışması, bu ortamlardaki azot ve fosfor miktarının artmasına sebep olmaktadır. Bizlere atalarımızda emanet edilen ve gelecek nesillere bırakacağımız bu kent ile ilgili herkesin üzerine düşen görevi yapması ve yerince çaba göstermesi gerekmektedir. Çevremize karşı girişilen her türlü hak ihlalinin aynı zamanda insana karşı girişilen bir ihlal olduğunu unutmamalıyız" diye tamamladı. 


Tarih: 21:41, 2/3/2009 Kategori: Haber
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Taşhan'ın Suçu Ne?


Taşhan hakkında ilkyazımı 1997'de yazdım. O yazımda şu görüşlere yer vermişim: "Taşhan; zamanında, binek hayvanlarının barındığı ve sahiplerinin gecelediği bir tarzda inşa edilmiştir. Çevresinde de, kervanları ağırlayacak tarzda, ibadethane ve ticarethaneler yapılmıştır. (...) Ancak; gerek içteki; gerekse dışa bakan cephedeki bölmeleri gayet bakımsızdır. Geçen sene, üstünkörü ve çok kaba bir şekilde badana yapılmıştır. İki katlı olan Taşhan, güzelim mimari hususiyetleriyle harabeye dönmektedir. Gerek tabi şartlar ve gerekse ihtimam gösterilmemesi, onda bir hüzün yaşatmaktadır.


Odaları kiraya verilmiş ve eski gazete toptancıları ile naylon eşye satıcılarının elindedir. Milli bir şuurla bakımı gereken bu hanın, hiçbir bakımdan kıymeti bilinmemektedir. Ayrıca; çok ucuza tutulan bu odalar(dükkânlar) depo olarak kullanılmaktadır.  Gelip geçenin tavla vs. oynadığı bu mekân, ecdat ruhunu rencide edecek bir vaziyettedir. Bu abide bina, tereddütsüz söylüyorum, içten içe çırpınmakta, karıtmakta, feveran etmekte, gözyaşı döküp sahibini aramaktadır. Beş yüz bin nüfuslu Samsun şehrinin, bu nadir eserden, esefle söyleyeyim ki, haberi bile yoktur.

 

Taşhan, Samsun'da bulunan çok az tarihi eserlerin en mühimidir. Ne yazık ki, gelişigüzel çekilen elektrik kablolarından, çöplerden ve aslını inkar eden şekillendirilmelerden muzdariptir.  O; kendini bu halden kurtaracak bir salahiyetli ve mesul aramaktadır. Asli hüviyetine layık bir duruma getirilerek emanetinin ehline teslimini beklemektedir. Böylece; ecdat ruhu huzur ve sükun bulmuş olacaktır. Hiçbir zaman ümitsiz olmadığım için, şimdiden gözün aydın Taşhan diyorum ve vakfedenlere de bin kere, Allah-ü Teala'dan rahmetler diliyorum.

 

Ne kadar yanılmışım. Geçen zaman içinde, Samsun'dan kaç vali, kaç milletvekili, kaç belediye başkanı ve kaç vakıf bölge müdürü geçti, Allah bilir! Elbette ki, o tarihten bugüne, benim değişik gazetelerde yazdığım yazılar ve çeşitli televizyonlarda verdiğim mülakatlar bunun cabası!

 

Bir insan, ancak bu kadar yanılabilir yahut da yanıltılabilir. Ben nereden bilebilirdim saydıklarımın bu kadar ilgisiz olabileceklerini. Mesela; bir vali çıkar bu işi hallederdi. Yahut da bunca milletvekilinden veya belediye başkanından biri çıkar hiç değilse "acıma" hissiyle Taşhan'a çare aradı. Çare bulurdu, demiyorum.  Hiç değilse, bir vakıf bölge müdürü, vazifesi gereği çöpünün temizletilmesi için gayret sarf ederdi.

 

İnsaf! değil mi?

 

Amisos(lar)la, Amazon(lar)la, ilgilenenler, bu işler için parklar-heykeller inşasında bulunanlar... Beşyüz yıllık bu eseri niçin görmezden gelirler acaba?

 

Türkiye'de, değişik adlar altında, Samsun Taşhan'dan büyük veya küçük amma benzer birçok Taşhan bulunmaktadır. Afyonkarahisar'ın Çal ilçesinde, Ankara'da, Bayburt'ta, Bolu'da, Edirne'de, Erzurum'da, Kastamonu'da, Safranbolu'da, Sivas'ta, Tokat'ta ve Trabzon'daki pek çok han, bu adla anılırlar. Bunlar arasında, diyebilirim ki, belki de en bahtsızı Samsun Taşhan'dır. Ne yazık ki, arkasında kendini sahiplenebilecek ne bir vali bulmuştur, ne bir milletvekili, ne bir belediye başkanı, ne bir müdür ve ne de (Ramazan gecelerinde şarkıcılara, türkücülere para saçıp savurup sevap kazandım sanan)ticaret erbabı...

 

Bulacağına dair hiçbir emare ve hiçbir ümit ışığı da sezemiyorum. Bula bula, benim gibi, bir garip kalem erbabını bulmuştur ki o da, senelerdir bir arpa boyu mesafe kat edememiştir. Samsun Valiliği'nin çıkarmış olduğu Samsun Rehberi adlı kitapta, Taşhan hakkında şu bilgiler yer alıyor:  "XVII. yüzyılın sonlarına doğru inşa edilmiş olan Taşhan, iki katlı. İskele Caddesi üzerinde Ali Paşa Vakfından olan bina 1974–1975 yılları arasında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından onarılmıştır. "

 

"XVII. yüzyılın sonları..." kaç yıllarıdır? Cevap: 1699'a kadar ulaşabilir, değil mi? Peki, Amazonları, Amisosları nerede ise milimine kadar hesap eden salahiyetli ve mesuller, Türk-İslam mimarisinin bu mümtaz eserinin yapım ve vakfedilme tarihini niçin böyle yuvarlak rakamlarla geçiştirirler acaba, bilmek isteriz.

 

Bir kaç defa yazdığım ve söylediğim Taşhan ile ilgili vakfiye, niçin nazar-ı itibare alınmaz, dersiniz. Bakınız, orada ne diyor: "T.C Vakıflar Umum Müdürlğü Arşiv ve Yayınlar Dairesi Başkanlığı, 1862 nolu defterin 9. sahife ve 3 sırasında kayıtlı Samsun iline tabi (Mamduh Bini Ali paşa) Vakfına ait 914 tarihli Arapça vakfiyesinin çıkarılan tercümesidir.

 

O halde; bir burası sadece "Alipaşa Vakfı" değil, Mahmud Bin Ali Paşa Vakfıdır. İsimleri yerli yerine koymak gerekir. İki: "914 tarihli Arapca vakfiyesinin tercümesidir." Peki, (914) neyin nesidir? Bunu hiç merak eden olmamış mıdır?

 

Diyeceksiniz ki, adamın oradan haberi yok, sen ne söylüyorsun? Doğrudur. Lakin bunu birkaç kez yazdım ve söyledim.

 

Tekrar edelim:

 

İfadeye dikkat edilirse anlaşılacaktır ki, bu tarih yani 914, "Vakfiyenin" tarihidir. Yani (914) Taşhan'ın inşa tarihi değildir. Bu hususta, elde, herhangi bir başka bilgi varsa, elbette ki ona istibar etmek mecburiyetindeyiz. Eğer vakfedilme tarihi 914 ise; bunu "XVII. yüzyılın sonlarına nasıl taşıyabilirsiniz?

 

Nedir 914? Şudur: Kullandığımız miladi tarih ile (1509). Peki 1509'da, vakfedilen bir eser, kaç yılında yapılmış olabilir? Bunu, benim bilmem mümkün değil elbette; doğrusunu isterseniz birinci derecede vazifem de değil. Vazifesi olanlara duyurmam bile yetmez mi? Ne dersiniz!

 

Şimdi yine soralım: Bırakınız inşa tarihini, vakfedilme tarihi ile yani 1509'la, XVII. yüzyılın sonları arasında kaç sene var? Söyleyeyim: Yüz doksan sene var. Bu, neyi mi ifade eder? Derseniz, söyleyecek bir kelime bulamam, nutkum tutulur ve kahrolurum.

 

Diğer hususları şimdilik geçiyorum. Amma; şu "1974-1975 yılları arasında onarılmış" ne? Sanırsınız ki, yetmiş dört ile yetmiş beş arasında 15 yıl var. "Onarılmış" da ne olmuş yani? 1997'deki halini arzzettim... 2008'deki halini de gidip gördüm; zahmet olmaz ise bir de oradan mesul olanlar bir gidip bakıverseler!

 

Zahmet olmazsa tabi!...

 

/ M. Halistin KUKUL

 


Tarih: 15:55, 16/12/2008 Kategori: Tarih
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Gavur Samsun Meraklıları


 Tarihte Enete, Simisso, Sinusso, Peiraeurs ve Amisos olmak üzere Samsun da kurulan ticaret kolonilerine çeşitli isimler verilmiştir.

 

1194 tarihinde Rükneddin Süleyman Şah zamanında Türkler tarafından fethedilen Samsun bir Türk yurdu olma özelliğini o günden günümüze kadar sürdürmüştür.

 

Samsun’un Türkler’in  eline geçmesiyle bu bölgede iki şehir ortaya çıkmıştır. Burada daha önceden Kalyon burnu gerisindeki sırt üzerinde kurulan Ceneviz ve hristiyan grupların ticaretle uğraştıkları Gavur Samsun ve Burnun önünde deniz kıyısından itibaren yamaçlara doğru yerleşen Selçuklu şehri olan Müslüman Samsun’dur . Türklerin Samsunu fethettikleri dönemdeki ismi de Amisos değildir. Amisos Milattan Önceki dönemlerde bu yerleşim yerine verilen isimlerden biridir. Amisos ismi Greklerce kullanılan bir isimdir ve bu isim bugün bu şehre dayatılmaya çalışılmaktadır.

 

Selçuklu Türkleri bu şehri feth edince mevcut yerin hemen yanına yeni bir yerleşim yeri daha kurmuşlar ve buraya “Samsun” ismini vermişlerdir. “Samsun” ismi, Selçuklu Türklerinin verdiği özel bir isim, olup eski “Amisos” ile ne kelime olarak ve ne de mana olarak herhangi bir ilgisi yoktur. Türkler şehir merkezine Samsun, İl sınırları ile çevrili bölgeye ise “Canik ” demişlerdir.

 

Son dönemde Karadeniz ve Samsun üzerine çeşitli oyunlar oynanmaktadır. Özellikle tarihi bilgi kirliliği yaratılarak Karadeniz’in ve Samsun’un Türklüğü konusunda kafa karıştırılmaya ve bu coğrafyada yaşayan halkı etnik unsurlara bölmeye çalışılmaktadır.

 

İlimizde yöneticilerimizin ve şehrimiz esnafının farkında olmadan yaptıklarını düşündüğümüz ve bilgi kirliliğine yol açtığı gibi birilerinin ekmeğine yağ süren bazı uygulamalar yapılmaktadır. Şehrimizde Samsunun Türkler tarafından Fethinden önceki dönemle alakalı isimleri koyma ve Samsun’a bir tarih yazma modası oluşmuştur.

 

Bu şehir tamamen Türkler tarafından kurulmuş Türkler tarafından isimlendirilmiş ve Türkler tarafından şekillendirilmiş bir şehirdir. Her şeyiyle bir Türk Kenti olan bu şehrin bu özelliğiyle övünmek varken birilerinin ısrarla bu şehri yabancılaştırma çalışmalarına ne yazık ki anlam veremiyoruz.

 

Amazon Heykeli dikmek isteyenlere tavsiyemiz şayet bir heykel dikmek istiyorsanız Rükneddin Süleyman Şah’ın heykelini dikiniz. Çocuklarınıza hikaye anlatmak istiyorsanız Amazon hikayeleri yerine Anadolu'ya yayılan Selçuklular'la birlikte bölgeye gelen ve yıllarca süren savaşlar sırasında şehit düşen Kılıç Dede hikayelerini anlatınız yada 39 arkadaşı ile birlikte Samsun'u savunurken şehit olan İsa Baba hikayelerini anlatınız

 

Dağlara tepelere Amisos Tepesi ismini vermek yerine şehrin Türklüğünü muhafaza ediniz. Pontus’u canlandırma oyununa gelmeyiniz. Matosyon ismini Türkiş, Atakum yapan bu şehrin halkına Amisos’u dayatmayınız. Yarın çocuklarımızın gözünde gururla anılmak için Amisos Tepesinin ismini değiştiriniz. İkiz Tepe, Bayrak Tepe, Ata Tepe ya da Samsun halkının fikrini alarak yeni Türkçe bir isim koyunuz. Bu toprakları kanlarıyla Türkleştirenlerin Eserleriyle Türkçeleştirenlerin kemiklerini sızlatmayınız.

/Levent KURUOĞLU

http://www.hareketsamsun.com/content/view/680/9/


Tarih: 13:57, 27/5/2008
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Sivil toplum kuruluşlarının ve Samsun'un açmazı "İletişimsiz


Sadi SUBAŞI

sadisubasi@halkgazetesi.com.tr

 

Çağdaş demokrasilerin en önemli kuruluşlarından birisi, sivil inisiyatif olarak görev yapan “SİVİL TOPLUM KURULUŞLARIDIR”. Bu ülkelerde, STK’lar toplumun çıkarlarının korunması ve onların beklentilerinin seslendirilmesi adına çok önemli sorumluluklar üstlenirler. Bu ülkelerin yönetim birimlerinde görev alanlar bu kuruluşların görüş ve önerilerini değerlendirir, zaman zaman ters düşseler de STK’ları yok saymazlar.

     

Oysa ülkemizde yönetim birimlerinin başında bulunanlar, çoğunlukla STK’lar ile çağdaş anlam da iletişim içersinde olmak bir yana, zorunlu olmadıkça onları muhatap almamayı tercih ediyorlar. Bu tutumun iki tarafı da hata yapmaya zorlaması yanında, toplum adına çok önemli yararlar sağlayacak “ortak akıl” gibi bir olanak da heba olmaktadır.

     

Bu yanlışı iki taraf açısından da iyi yorumlamak gerekir. Öncelikle ülkemizde yönetim birimlerinin başına gelen bir kısım tepe yöneticilerinin çoğunun içine düştüğü bir yanlış var. Bu da, bu tip yöneticilerin kendilerini bilgi birikimleri destekleyecek, yeri gelince de hata yapmasını önleyecek uyarıları yapabilecek güçlü yardımcılarla çalışmaktan kaçınmalarıdır. Bir üst yönetici, yeterli donanımla bulunduğu yere getirilmişse veya seçilmişse, kendine olan güveni nedeniyle, yanında güçlü insanların bulunmasından rahatsızlık duymaz. Tam tersine onların da desteği ile başarı çizgisini yükseltir. Çünkü kendisinin son sözü söyleyecek ve son kararı verecek kişi olduğunun bilincindedir.

     

Yanında güçlü yardımcılar yerine sıradan, sadece kendisini talimatları doğrultusunda çalışanlara yer vererek yöneticilik yapmak yolunu seçenlerin hata oranı yüksektir. Bu konumda ki yöneticilerin etrafında oluşan dost! Halkası, onu her ortamda destekleyerek yaptığı her şeyin doğruluğuna öylesine inandırır ki, üst yöneticinin artık hiç karşı görüşe kulak verme ihtiyacını duymayacak kadar gözü kararır. İşte bu noktadan sonra yöneticinin hatalar yapması kaçınılmaz hale gelir.

    

Üzülerek söylemek gerekirse Türkiye’de önemli görevlere gelmek ve seçilmek için liyakat ilk ve ön şart değildir. Dolayısı ile bu ön şart aranmaksızın üst görevlere gelenler, bilgi paylaşımını kendi yetkilerinin paylaşılması gibi algıladıkları ve kendilerine önerilen doğru işlerin yapılmasını içlerine sindiremedikleri için, bu tür kişi ve kuruluşlarla iletişim içersinde olmaktan da kaçınırlar.

     

Yazımın başında sözünü ettiğim iletişimsizliğin diğer yanında yer alan SİVİL TOPLUM KURULUŞLARININ da önemli yanlışlar yaptığı gerçeğini yok sayamayız. Bu yanlışların en önemlisi, bazı STK yöneticilerinin bu kuruluşları amaç dışı kullanmaları ve siyasi basamak yapma çabalarıdır. Zaman zaman kişisel getirim aracı olarak da kullanıldığı bilinmektedir. Zaten bu iki yanlışın kabul edilmesi ve tartışılması dahi olanak dışıdır.

     

Bence STK’ları sevimsiz hale getiren en önemli yanlış, bu kuruluşların bazılarının sadece eleştiri yapmalarıdır. STK’lar toplumun sesi olarak sessiz çoğunluğun haklarını koruma görevini yaparken, tabii ki gereken yerlerde eleştiri görevini de yapacak ve gördüğü yanlışları kamuoyunun gündemine taşıyacaktır.

    

Ancak, bunları yaparken yapılan doğru işlere destek vermenin de ötesinde, daha da önemlisi tüzüklerinin amaçları doğrultusunda kendi alanlarına giren konularda öneri ve proje üretmek sorumluluğunu da üstlenmelidirler.

   

İki taraf için de doğru ve yanlışın altını çizdikten sonra bu pencereden Samsun’a baktığımızda da gördüğümüz manzara ne yazık ki yukarıda ki gibidir. Bugün Samsun’un içine düştüğü en büyük sorun da, birimler arasında yaşanan inanılması güç bir iletişimsizliktir. Zaten sorunlar yumağı haline gelen Samsun’da yaşanan bu iletişimsizliği anlamak mümkün değildir. Yönetim birimleri ile STK’lar arasında ve STK’ların kendi arasında ki iletişimsizlik Samsun adına büyük şansızlıktır.

     

Öncelikle STK’ların siyasi güçlerin etkisinden sıyrılması ve bağımsız tavır sergilemesi gereklidir. STK’lar için tek bir amaç olmalıdır. Bu amaçta tek hedef, Türkiye’nin ve Samsun’un çıkarlarının korunması ve daha iyiye götürülmesidir. Bunu yapabilmek için hiçbir gücün etkisinde kalınmaması gerekir. Hatta bu savunulan doğrular, siyasi erk açısından tepki alacak olsa dahi, STK’lar özgürce doğruların yanında birleşebilmelidir. Eğer bu ortak doğru çıkara sahip çıkma noktasında siyasi erki üzmemek adına ödün verenler olursa, özlenen STK’lar birlikteliği sağlanamaz. Sonuçta tarafların bir bölümü yandaş konumunda kalırken, diğer tarafta karşıt konumunda kalır ve ortak doğru zarar görür.

     

Ne yazık ki, Samsun böyle bir açmazın içine sürüklenmiştir. Samsun’un teşvik yasası dışında bırakılması ile yaşanan büyük haksızlık sırasında STK’ların başlattığı kampanya da 81 STK ile yola çıkılmıştır. Ancak, iktidarın Samsun’u teşvik dışında bırakma kararında ki ısrarlı tavrına karşı başlatılan bu kampanyaya, üzülerek söylemek gerekirse bu kentin ekonomide ki en önemli STK’ları destek vermemiştir. Bu bölünme, Samsun’un elini zayıflatmıştır. Destek veren STK’lar da iktidar milletvekillerinin hakaretine uğramıştır. Bir kentin yararına olacak bir amaçta dahi birlik olamayan ve oluşumdan çekilirken bir STK başkanının inanılması güç, “ Büyüklerimizin kabullenmediği bir şeye biz de destek veremeyiz” sözleri her şeyi anlatmaya yeter sanıyorum.

     

Bu kente birlikteliği sağlayan ve kent sorunlarının tüm kesimlerin katılımı ile tartışılarak bir sonuç bildirgesine bağlanan, her defasında daha da olgunlaşan “ SAMSUN KENT KURULTAYLARI”, yine bu anlayışın ve birilerinin talimatı ile hareket eden bazı STK’ların büyük çabası ile sonlandırılmadı mı? STK’ların bu yanlışları yapmasında etkili olan siyasi ve yerel yöneticilerin payını da yok sayamayız.

      

Bu kentte imar düzenlemeleri yapan belediyelerin, Samsun Mimarlar Odasının, alt yapı ile ilgili düzenlemeler için ilgili meslek odaları ile projeler üzerinde görüş alış veriş yapması gerekmez mi?

      

Yaparsa onlara zarar verir mi? Nasıl olsa son kararı verecek ve uygulayacak onlar değil mi? Veya kentimiz ile ilgili bir önerisi olanı davet edip görüşlerini almak çok mu zordur?

      

Son günler de yaşananlar ve Samsunluya korku salan “ MOBİL SANTRAL VE TERMİK SANTRALLER” konusunda bu kenti yöneten ve temsil edenlerin suskunluğunu anlamakta sıkıntı çekiyorum. Samsunlulara dayatılan sağlığını, toprağını, suyunu elinden alacak ve çocuklarımızın geleceği olan bir ovayı yok edecek bu kirli yatırıma ülkesini ve Samsun’u seven hiç kimsenin onay vereceğine inanmıyorum.

     

STK’lar bu konuda Samsun’u yöneten ve temsil edenleri karşı durmaya davet ediyor. STK’ların direnişi aslında bu kenti yönetenler için siyasi erke karşı en büyük koz olmalıdır. Ancak tüm çağrılara henüz hiçbir cevap yok.

      

SAM-SEV’İN geçen hafta gazetelerde tam sayfa yer alan    “ DURDURUN BU KATLİAMI”  Başlıklı çağrısında yerel yönetici ve milletvekillerine açık bir çağrı yapılmıştır. Buna dahi şu ana kadar hiçbir cevap alınmamıştır. Üç önemli makamdan randevu talepleri de henüz cevaplanmış değildir.

      

Samsun’un ve Samsunlunun geleceğini kurtarmak adına el uzatan STK’ları yok sayan tavır devam ederse, SAMSUNLULARA DAYATILAN VE LAYIK GÖRÜLEN BU KANSER YATIRIMLARININ EN BÜYÜK SORUMLUSU BU KENTİ YÖNETENLER VE DE TEMSİL EDENLER OLACAKTIR.

      

Bu gerçeklerin ışığında, artık hiç kimsenin STK’ları sadece eleştiri yapan kuruluşlar olarak suçlamaya hakkı olamaz diye düşünüyor ve

 

Sayın Valimizin bir an önce “ortak akılı” harekete geçirmesini diliyorum. İyi haftalar..

 

http://www.halkgazetesi.com.tr/author_article_detail.php?id=2222


Tarih: 22:59, 10/12/2007
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Samsun sahipsiz mi?


 /Nazmi POLAT

Yirmi bir yıl önce Ülkemizin en büyük şehirlerinden doğa cenneti güzelliklere sahip Samsun’a taşınmaya karar vermiştim. Önceki ömrünün tamamını iç ve doğu Anadolu kentlerinde geçiren bir insan olarak deniz kenarında bir şehirde yaşamayı, deniz gören bir balkonda çay yudumlamayı birçok insan gibi ben de hayal etmişimdir. Bu rüya 1987 kasımında Ondokuz Mayıs Üniversitesinde öğretim üyesi olarak atanmamla gerçekleşti. Mevla gönlüme göre evlerde doğayla iç içe, yeşille mavinin doyumsuz güzellikleriyle birlikte nerdeyse çeyrek asır ömür geçirmeyi nasip etti.

 

Doyduğumuz şehir olmaktan öte ömrümüzün şekillendiği memleket haline gelen Samsun doksanlı yıllardan sonra kan kaybederek  maalesef ilk on şehir arasındaki yerini terk etmeye, önceleri onlar yirmiler derken otuzlu rakamlar arasında seyretmeye başladı . Bu acı gerçekle yaşarken sorumlu aramadan ve kimseyi suçlamadan sadece iyi yönetilmediğimizi söylemekte kolaycılık olur. Bu sonuçta en azından son elli altmış yılda Samsunda yaşayan her insanımızın payı olduğunu belirtmek isterim. Evet en yoksulundan en zenginine akıl baliğ olanından en yaşlısına, çöpçüsünden belediye başkanına, işçisinden patronuna, öğrencisinden öğretmenine, ev kadınından işsiz kocasına, hatta hatta bir ekmek için kırk takla atanından yurt dışında kahvaltıya gidenlerine, inananından inanmayanına, kiliseye gideninden camileri mekan tutanına, mahalle güzelleştirme derneklerinden uluslar arası sivil toplum örgütlerine kadar hepimiz suçluyuz, hissedarız, diğerleri kadar olmasa da payımıza düşen miktarlarda sorumluyuz.

 

 Durumu tersine çevirmek, Atatürk’ün şehri unvanına layık olabilmek için taşın altına bu şehirde yaşayan her insan elini, sorumluluk makamında olanlarda başlarını koymalılar. Bu seferberlik başta aileler olmak üzere sokaklara, mahallelere, beldelere ve tüm şehre mal olmadıkça başarıyı yakalamak hayaldir. Her yurttaşımız yaşadığı kenti kendi evi gibi sahiplenmeli ve bu şuuru evin dışına akıllı bir şekilde taşımalıdır.

 

 Şehrimizde son yıllarda yapılan denizle bütünleşme adımları sel tehlikesiyle acı bir şekilde hissettiğimiz alt yapı eksikleri olsa da en ciddi kentleşme hamleleridir. Yapılanları asla küçümsemeden çoğu resmi dairelerle şehirle deniz irtibatını kesen yolların ortadan kaldırılması aslında bir hakkın iadesinden başka bir şey değildir, ama daha önceleri bakan zihniyet yarayı da görerek tedavi eden çözüm üreten merkeze dönüşmüştür.  Denizle Samsun’u kucaklaştırma başarısını hak edenler yıktıkları yapıları oy gibi küçük hesaplarla yeni merkezler, alışveriş kurumcukları uğruna heba etmemeliler, yanlışın başındayken esnafı da mağdur etmeyecek çözüm yolarıyla okyanustan geçip derede boğulmak gibi bir yanlışla başarıyı gölgelemekten kaçınmalıdırlar.

 Samsun hiçbir şehrimize sahip olmayan iki büyük ırmağın hayat verdiği iki büyük ovayla tüm Karadeniz ve orta Anadolu’ya gıda ambarı olmak güzelliğine sahiptir. Tarımdaki dar boğazlarla boğuşarak hem yöre insanına hem yakın bölgeler olmak üzere tüm Türkiye’ye can veren ürünlere son yıllarda tarım zararlılarından daha büyük ama görünmeyen ciddi bir parazit musallat olmuştur. Önce haklı olarak birçok şehrimizden kovulmuş terkedilmiş teknolojinin kalıntısı petrol ürünlerinin çöpü ile çalışan mobil santral Samsun içme suyu kaynağının ve Çarşamba ovasının merkezine yangından mal kaçırırcasına ÇED raporu aranmaksızın ikame edilmiştir. Şehrin tepkisiyle üretmeden para kazanmaya başlayan bu kurum enerji ihtiyacımızın artmasıyla uyutulan insanımız alıştırıldıktan sonra çalışmaya başlamış, böylece elli km karelik bir alan bacadan çıkacak asit yağmurlarıyla kucaklaştırılmıştır. Bartınlı enerji bakanımız kendi seçim bölgesinden kovulan mobil santralı Samsun’umuza hediye etmişti!

 

Mobil santralın çevreye vereceklerini derin derin düşünürken, Yatağan ‘lıya soluyacak havayı bile zehir eden, devletin radyo ve televizyonlarından ilanla sokağa çıkmamaları istenen etkileri bilinen TERMİK SANTRAL cehennemi Türkiye’nin en önemli tarım ambarı durumundaki yine Çarşamba Ovasına kurulma aşamasındadır. Kendi seçim çevresine yatırım yapmak için çırpınan yetkililerimiz böyle ciddi yatırımları(!) acaba neden hep başka seçim bölgelerine taşırlar acaba?

 

Samsun bu çemberi kırmak, Samsun’lu şehrine sahip çıkmak yol ayrımındadır. Avrupa birliği uyum yasaları çerçevesinde çıkardığımız tarım yasaklamalarıyla ürettiği kendine yeten yedi ülkeden biri olma özelliğini kaybeden TÜRKİYE, bolluktan değerlendiremeyip çöpe dökecek kadar bol yetiştirdiğimiz ürünleri de yok ettiğimiz tarımsal ovalarla ithale zorlanmaktadır.

 Açlık insanın çözmesi gereken öncelikli bir yaşama mücadelesidir. Soluklandığınız havaya, doyduğunuz topraklara göz dikilirken kılınızı kıpırdatmadan, suçlayacak yönetici arama kolaylığından vazgeçmelisiniz.

 

 Samsun da yaşamayı düşünenler neredesiniz?

 

 Yoksa Samsun gerçekten sahipsiz mi?

 

 Böyle olmadığını göstermeye hazır mısınız?

 

http://www.halkgazetesi.com.tr/author_article_detail.php?id=2220


Tarih: 22:56, 10/12/2007
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Mobil Santraller Devrede



Danıştay, Samsun'da mobil santral kurulmasına dur dedi. Samsun halkı, santrallere çevreye verdikleri zarar nedeniyle karşı çıkıyordu. Ama kim dinler? Samsun'da Samsunluların dediği olmuyor. 

 Yargıdan ‘Mobil Santrallere Dur’ Kararı

soL (Samsun) Samsun'un Tekkeköy ilçesinde kurulu bulunan mobil santrallere, önce Ankara 10'uncu İdare Mahkemesi'nden, sonra da Danıştay 10'uncu Dairesi'nden üst üste şok kararlar çıktı. Her iki mahkemenin de aldığı kararlara göre, santrallerin Samsun'da tekrar faaliyete geçmesi artık mümkün değil.

 

Tekkeköy ilçesinde kurulu bulunan mobil santrallerin faaliyetinin durdurulması ve konuşlandırma kararının da iptali için Samsun Barosu adına dava açan Baro Eski Başkanı Av. Arif Yılmaz Üney'in başlattığı hukuk mücadelesi, 6 yıl sonra sonuçlandı.

 

Ankara 10'uncu İdare Mahkemesi, Avukat Üney tarafından açılan yürütmeyi durdurma davasını onarken, bu karara itiraz ederek temyize başvuran AKSA A.Ş ve Elektrik Üretim A.Ş'ye Danıştay 10'uncu Dairesi'nden de şok bir yanıt gelmişti. Danıştay 10'uncu Dairesi, geçtiğimiz yıllarda bir önceki mahkemenin aldığı kararı aynen onarken, santrallerin Samsun'da konuşlandırılmasının da hukuki olmadığı yönünde karar almıştı.

 

Dava 6 yıl sürdü

Üst üste gelen bu şok kararlara yeniden itiraz ederek kararın düzeltilmesi için tekrar Danıştay 10'uncu Dairesi'ne başvuran mobil santralin sahibi AKSA A.Ş, bu kez de olumsuz yanıt aldı. Mahkeme, üst üste aldığı bu kararlarla tam 6 yıl süren mobil santral davasını da bir daha açılmamak üzere kapatmış oldu.

 

Eski Samsun Barosu Başkanı Av. Arif Yılmaz Üney, son mahkeme kararı ile artık santrallerin yeniden çalışmasının mümkün olmadığını açıkladı. Üney, tüm mahkemelerin santrallerin Samsun'da konuşlandırılmasını hukuki bulmadığı ve tesise ait üretimin durdurulması yönünde karar aldığını hatırlattı.

 

Santral dönemi kapandı

Danıştay 10'uncu Dairesi'nin 30 Ocak 2007 tarihinde aldığı kararla, Samsun'daki mobil santral dosyasını kapattığını kaydeden Üney, "3.12.2002 tarihinde bu santrallerin faaliyetinin durdurulması ve konuşlandırma kararının iptali için Samsun İdare Mahkemesi'ne dava açtık. Mahkeme bu davaya görevsizlik kararı vermişti. Bu nedenle dava 10'uncu İdare Mahkemesi'ne gitti. Dava sonucunda mahkeme yürütmenin durdurulması yönünde karar aldı. Bunun üzerine AKSA A.Ş. ve EÜAŞ kararı temyiz ederek Danıştay 10'uncu Dairesi'ne başvurdu. Danıştay 10'uncu Daire de, bir önceki mahkemenin kararın onayarak temyiz talebini ret etti. Mobil santralin sahibi firma, kararın düzeltilmesi istemiyle tekrar aynı mahkemeye gitti. Bu talebe de yine Danıştay 10'uncu Dairesi'nden olumsuz yanıt geldi. Böylelikle, mobil santral dönemi artık kapanmış oldu" dedi.

 

Tazminatlar için başvuracağız

Öte yandan Samsun Barosu Başkanı Av. Ahmet Gürel de Danıştay 10'uncu Dairesi'nin kararın düzeltilmesi talebine verdiği ret yanıtını sevinçle karşıladıklarını açıkladı. Gürel, bu kararla birlikte mobil santrallere bugüne kadar ödenen tazminatların geri alınması için de başvuruda bulunacaklarını söyledi. Baro Başkanı Ahmet Gürel, konu ile ilgili yaptığı açıklamada şunları dile getirdi:

 

"Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık Denetleme Kurulu Başkanlığı'na ve TBMM'ye santrallere ödenen tazminatların geri alınması için de başvuruda bulunacağız. Bu konuda mali kusuru bulunan yetkililer hakkında da gerekli işlemlerin yapılmasını isteyeceğiz. Tazminatlar 5 yıldır haksız yere ödeniyor. Ortada yürütmeyi durdurma kararı var ve buna rağmen tazminatlar ödendi. İdari yargılama usulü yasasının 28'inci maddesine göre, idare, yargı kararlarının gereklerine uygun işlem tesis etmek zorundadır. Kanuna aykırı bir şekilde kurulan ve faaliyeti yargı kararı ile durdurulan bu santraller için ödenen paralar, borçlar kanununun 18'inci maddesine göre kanuna aykırı olup, buna aykırı sözleşmelerin de bir geçerliliği olamaz."

 

Samsun Büyükşehir Belediyesi davet etmişti

Samsun’da mobil santrallerin kurulması, 31.05.2001’de Samsun Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nın dönemin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile TEAŞ Genel Müdürlüğü’ne gönderdiği davetiye üzerine başlamış; bu davetiyede “Bartın’da kurulması planlanan ve daha sonra çeşitli sorunlar nedeniyle kurulmasından vazgeçilen 100 MW'lık fueloil santralının kurulması konusunda Büyükşehir Belediye Başkanlığı olarak her türlü katkıyı vermeye, kuruluş yerinin sorunlarını çözmeye hazır olduğumuzu bildirir, saygılar sunarım” denilmişti. Samsun’a kurulan iki adet mobil santral, daha önce AKSA firmasınca Muğla-Dalaman ve Cengiz firmasınca Bartın-Cide ilçelerinde kurulacak şekilde ihale edilmişti ancak bu bölgelerdeki yoğun kamuoyu tepkisi ve Samsun Büyükşehir Belediyesi’nin daveti üzerine mobil santraller Bartın ve Dalaman’dan Samsun’a kaydırılmıştı. Bir petrol rafinerisi atığı olan 6 numaralı fuel-oil kullanılan bu santraller mobil değil, kalıcı santrallerdi. Ancak mobil santrallar gibi özelliklere sahip olduğundan ihalede bir hukuk skandalı yaratılarak ÇED Raporu aranmaması şartı getirilmişti. Eğer ÇED Raporu aransaydı bu santrallar için gerekli izin alınamayacaktı.

 

Kurban rüşveti

Dört barajın bulunduğu Samsun'a yüzde 3-4 oranında kükürt içeren 6 nolu fuel-oil ile çalışacak mobil santral kurma kararı yöre halkını ayaklandırırken, ihaleyi alan Aksa firması, tepkileri kurbanlık koyun dağıtarak gidermeye çalışmış; muhtarlıklar kurbanlıkları geri çevirirken kaymakamlığın kurban dağıtımına aracılık etmesi, tepkileri büyütmüştü.

 

10 Ekim 2003 tarihli Ankara Bölge Mahkemesi’nin yürütmeyi durdurma kararına rağmen Cengiz İnşaat’a ait santral üretimini sürdürdüğü için sivil toplum örgütlerinin ve bölge halkının düzenlediği mitingte yaşanan çatışma ve gerginlik sonucu üretim durdurulmuştu.

 

Gelişmiş ülkelerde meskun mahallin çok uzaklarında ancak 2 numara fueloil ile çalışabilirken dünyada geri kalmış ülkelerin dışında 6 numaralı fueloil ile çalışan santral mevcut değil.

 


Tarih: 00:11, 22/9/2007
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

Bu Kaçıncı Hüsran


 

Temel  At  İzi  Kalsın

Samsun Ceyhan Gitti

 

Samsun'u önemli bir enerji merkezi haline getirmesi beklenen Samsun-Ceyhan Ham petrol Boru Hattı'nın güzergâhı 'resmen' değişti. Güzergâh başlangıcının Samsun'dan Ünye'ye kaydırılmasına sivil toplum kuruluşları ve iş dünyası, "Kendisi gitti, adı da gitsin" şeklinde tepki gösterdi

 

HALK 5 AY ÖNCE DUYURMUŞTU

Samsun-Ceyhan Ham petrol Boru Hattı'nın (Trans Anadolu) temelinin Ceyhan'da atıldığı 24 Nisan 2007 günü Halk Gazetesi, Çalık ve İtalyan Eni tarafından inşa edilecek 550 kilometrelik hatta ait boşaltma terminali ve depolarının Ünye'ye inşaa edileceğini siz okuyucularına ve Samsun'a duyurmuştu. Samsun-Ceyhan Ham Petrol Boru Hattında dün resmen güzergâh değişikliğine gidildi. Petrol İşleri Genel Müdürlüğünün, Bakanlar Kurulunun 29 Ağustos 2007 tarihli kararı ve Petrol Kanunun ilgili maddeleri uyarınca aldığı karar, Resmi Gazete'nin dünkü sayısında yayımlandı.

 

 

SERMAYENİN TAMAMI ÇALIK ENERJİ'YE DEVREDİLDİ

Karara göre, Rusya ve Hazar Havzası'nda üretilen ve Samsun'a getirilecek olan ham petrolün naklini sağlamak amacıyla Samsun-Kırıkkale-Yumurtalık arasında ham petrol boru hattı inşa etmesi için, 30 yıl süre ile Çalık Enerji Sanayi ve Ticaret A.Ş.'ye verilen hak, projeye uluslararası şirketlerin katılımının sağlanması, yapılacak işin daha çabuk ve verimli yürütülmesi, boru hattından taşınacak petrolün garanti edilmesi bakımından, kuruluş sermayesinin tamamı Çalık Enerji'ye ait Trans Anadolu Petrol Boru Hattı Sanayi ve Ticaret A.Ş.'ye (TAPCO) devredilmesine karar verildi.

 

 

FİZİBİLİTE ÇALIŞMALARI SONUCU KARAR VERİLDİ

Öte yandan söz konusu hattın daha önce, "Samsun, Çakallı, Kavak, Havza, Suluova, Yüzbeyli, Turhal, Amasya, Gözlek, Hasabdal, Korucuk, Özükavak, Azapbaşlı, Adilli, Boğazlıyan, Kırıkkale, Kayseri, Çayırözü, Karacaören, Yahyalı, Çamlıca, Işıkkaya, İmamoğlu, Mercimek ve Ceyhan" olarak belirlenen güzergâhında, yapılan fizibilite çalışmaları sonucunda, hattın ana karakteristiğinde herhangi bir değişikliğe gidilmeden, yeniden belirlendi. Buna göre, hattın güzergâh başlangıcı Ünye olmak üzere, Akkuş, Niksar, Tokat, Yıldızeli, Şarkışla, Pınarbaşı, Sarız, Tufanbeyli, Saimbeyli, Feke, Kozan, Sümbaş, Kadirli, Ceyhan, Yumurtalık olarak yeniden düzenlendi.

 

 

MİLLETVEKİLLERİ NEDENİNİ AÇIKLASIN

Samsun-Ceyhan ham petrol boru hattının başlangıç güzergâhının Ünye'ye kaydırılmasının resmi gazetede yayımlanmasını bazı sivil toplum kuruluşları tepkiyle karşıladı. SAM-SEV Başkanı Sadi Subaşı, boru hattının güzergâhının değişme nedenlerini Samsun'un seçilmiş iktidar ve muhalif milletvekillerin kamuoyuna açıklaması gerektiğini söyledi. Güzergâh değişikliğinin tahmin edildiğini dile getiren Subaşı, "Samsun'dan her gün bir çivi sökülüyor. Samsun'un muhalefet ve iktidar milletvekilleri neden Samsun'dan her gün bir çivinin söküldüğünü insanlara anlatmıyor. Milletvekilleri mobil santrallerin avukatlığını yapmayı bırakıp mazeretlerini Samsun halkına anlatsınlar" diye konuştu.

 

 

BEKLENTİMİZ ÇOK BÜYÜKTÜ

Samsun Muhasebeciler ve Mali Müşavirler Odası Başkanı Ahmet Hayvalı, boru hattında yapılan güzergâh değişikliğini "Samsun için büyük kayıp” diyerek değerlendirdi. Güzergâhın değişmesi halinde ismin de değişmesi gerektiğini ifade eden Hayvalı, "İsmi neden değiştirmiyorlar peki. Güzergâhın değiştirilmesi boru hattının Samsun ekonomisinde yaşatacağı istihdam açısından çok büyük bir kayıp. Ben aldığım bu haber karşısında çok üzüldüm. Samsun adına üzüntü verici bir durum. Bizim bu konu ile ilgili beklentimiz çok büyüktü. Petrol boru hattının kurulması ile birlikte Samsun'a şantiyeler kurulacak, vasıflı vasıfsız birçok kişi iş bulacaktı. Güzergâh değişikliğinin yaşanmasını Samsun'da birlik ve beraberliğin olmamasına bağlıyorum. Herkes birlik ve beraberlik olması gerekiyor diye konuşuyor ben dâhil. Herkes her türlü siyasi ve kişisel çıkarı bir tarafa bırakıp Samsun için birliktelik oluşturmalı" şeklinde konuştu.

 

 

SAMSUN BÜYÜK BİR ŞANS KAÇIRDI

 

Makine Mühendisleri Odası Samsun Şube Başkanı Kadir Gürkan da değiştirilen güzergâha tepkili isimlerin arasında yer aldı. Söz konusu projenin şehre çok büyük bir değişim yaşatacağını, ilin ufkunu açacağını anlatan Gürkan, "Bir mavi akımla Samsun'un neler elde ettiğini hep birlikte gördük. Şimdi bu projeyle neler kaçırabileceğimizi onunla kıyaslayıp anlayabiliriz. Bu kabul edilebilir bir şey değildir. Güzergâhın değiştirilmesinin bilimsel bir gerekçesi var mıdır? Bunun kamuoyuna açıklanması gerekiyor." dedi. Güzergâhın değiştirilmesiyle birlikte projenin adının da değiştirilmesi gerektiğini belirten Samsun Sanayici ve İşadamları Derneği (SAMSİAD) Başkanı Celil Kurada ise, "Ham petrol boru hattının Ünye’ye kaydırılması ile birlikte Samsun'da rafineri kurulması şansı da oldukça azalmıştır. Her zaman söylediğimiz gibi. Samsun sahipsiz, Samsun'la ilgilenen yok. Birileri bu durumun açıklamasını yapmalı. Güzergâh değişikliğinin teknik nedenlerini açıklamalı. Devlet açısından bir yarar var mı yoksa bu Samsun'a vurulmuş bir darbe midir? Birilerinin bunu kamuoyuna açıklaması gerekiyor" diye konuştu.

 

 

GELECEĞİMİZ İÇİN İYİ OLMADI

Karadeniz Sanayici İşadamları Derneği (KASİAD) Samsun Şube Başkanı Bekir Çetinkaya, Samsun'un iki ovasından geçecek ham petrol boru hattının maliyetinin dağlık bir alan olan Ünye'de kurulmasına göre daha az olacağını söyleyerek "Bu proje ile Samsun'un ismi bütün dünyaca tanınacak duyulacaktı. Bu şansımızı kaybettik. Ayrıca bu proje Samsun'un hayati bir yatırım olan rafineri yatırımının altyapısını oluşturacaktı. Gelecek açısından bu güzergâh değişikliği pekiyi olmadı" ifadelerini kullandı. Bu güne kadar yapılan tüm görüşmelerde ve fizibilite çalışmalarında Samsun-Ceyhan güzergâhının en ekonomik güzergâh olarak defalarca teyit edildiğini kaydeden Samsun TSO Başkanı Adnan Sakoğlu ise, "Projenin başlangıç noktasının Samsun'dan başka bir yere alınmasının Resmi Gazete'de yer alan gerekçesi kamuoyunu tatmin edici değildir. Değişikliğe ait aydınlatıcı ve ayrıntılı gerekçenin kamuoyuna sunulmasının beklentisi içerisindeyiz" dedi.

 

/Yaprak KOÇER

 

Halk Gazetesi'nin aylar öncesinden gündeme getirdiği plan değişikliği dünkü Resmi Gazete'de yayımlandı

http://www.halkgazetesi.com.tr/news_detail.php?id=6435

 

 

Yakın Tarih

http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=4414199&tarih=2006-05-15

http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=6394227&tarih=2007-04-24

http://tr.wikipedia.org/wiki/Samsun-Ceyhan_Boru_Hatt%C4%B1

http://www.emo.org.tr/genel/bizden_detay.php?kod=46745&tipi=17&sube=0

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=178390

http://www.ntvmsnbc.com/news/406192.asp

http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=236592

http://www.bbc.co.uk/turkish/news/story/2007/04/070424_samsun_ceyhan.shtml

http://www.sabah.com.tr/2007/03/05/eko101.html

http://www.milliyet.com.tr/2006/02/07/ekonomi/axeko01.html

http://turkish.turkey.usembassy.gov/pr_042407tr.html

 

 

 

 


Bu Kaçıncı Hüsran

Osman KARA

osmankara@halkgazetesi.com.tr

 

Erken - ya da daha ağır şekliyle söylemek gerekirse, zamansız- uyandırılan umutların toplumda yol açtığı beklenti ne kadar kuvvetliyse gerçekleşmemesi halinde meydana gelen çöküntü de o kadar derin oluyor. Gerçekleşmeyen vaatler, toplumsal güvenin damla damla eriyip bitmesine yol açıyor. Kaybolan güveni kazanmak neredeyse imkansız; imkansız olmasa bile çok zor, çok fazla zaman ve çok fazla uğraş gerektiriyor.

 

Bugün sayfalarımızda “ kendi gidip adı bize yadigar kalan” Samsun-Ceyhan Ham Petrol Boru Hattı’nın “ Resmi Gazete ile tescillenen akıbetini” okuyacaksınız. Gazetecilik geride kalma değil, ön alma mesleğidir. Olanı yazmak kadar olacağı da görebilmek, duyabilmek, en azından sezebilmek ve okuyucuya duyurabilmek mesleğidir. Bizim genç arkadaşlarımız bunu sık sık yapıyorlar. “Kazan Vurgunu” haberimizden “ Mobile Hazır Ol Emri”ne, “ Bağ-Kur Depremi”nden “ Termik Santraller Geliyor” haberimize kadar birçok konuyu önceden gündeme taşıdılar. Adı hala Samsun-Ceyhan olan ama Samsunla artık en ufak bir bağı kalmayan bu boru hattı projesinin akıbetini de bundan beş ay önce tüm okuyucularımıza ve Samsun’a duyurdular. Ben ve yazarlarımız konuyu köşelerimizde işledik, ilgilileri uyardık, daha doğrusu uyarmaya çalıştık. Ama ne yazık ki, sonuç değişmedi ve kentin kaybı resmileşti. Samsun-Ceyhan Ham Petrol Boru Hattı’nın kendisi gitti adı kaldı yadigar.

 

 Bu niye böyle oluyor? Niye hep geç kalıyoruz ve ilgili ve yetkililer niye hep “ iş işten geçtikten sonra verilen demeçlerle” günü gün ediyorlar. Bu kaçıncı hüsranımız? Tek suçlusu Ankara’ya gönderdiğimiz ve üçü zaten muhalefette olan dokuz kişi mi? Basın olarak bizim, yerel yöneticilerin, meslek ve sivil toplum örgütlerinin suçu yok mu? Gerçek gündemi takip yerine yapay gündemlerle hayal projelerle ve ziyafetlerle ve dışı parlak ama içi boş demeçlerle oyalananların ve bizi oyalayanların söyleyecekleri, daha doğrusu bizim onlara söyleyeceğimiz bir şeyler yok mu?

 

Sormak ve sorgulamak hem vatandaşlık hakkı hem de görevidir? Kaçımız bu hakkımızı kullanıyor ya da bu görevimizi yerine getiriyoruz? Biz sormadığımız, biz sorgulamadığımız sürece kimseden bir şey bekleyemeyiz. Samsun-Ceyhan Ham Petrol Boru Hattı’nda uğradığımız hüsran; ilk hüsranımız değil, -sanmıyorum ve inanamıyorum- ama dilerim ve umarım son hüsranımız olur.

 

http://www.halkgazetesi.com.tr/author_article_detail.php?id=1790

 


Tarih: 16:27, 20/9/2007
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

<- | Sonraki Sayfa ->